Tam tersine, ağlama, fiziksel temas, sakin ses ve yakınlık ile karşılandığında, stresin düzenlenmesi, güvenli bağlanma ve çevreye temel güven ile ilişkili bir beyin bağlantıları ağı güçlenir. Bu, tek seferlik bir jest değil, tekrarlanan bir desen olup, sinir sistemini şekillendirir.
Uzmanlar, bebeklerin ilk yıl boyunca kendilerini sakinleştirmek için henüz nörolojik mekanizmalara sahip olmadığını vurguluyor. Onlar, “dışsal düzenleme” olarak adlandırılan şeye ihtiyaç duyarlar: Yetişkin figürü, çocuk bu araçları içselleştirene kadar stresin yastığı olarak işlev görür.
Bu nedenle birçok uzman, ağlamaya yanıt vermenin kötü şımarıklık yaratmadığını, aksine iyi bir zihinsel sağlığın temellerini attığını belirtmektedir. Bebek, “bir şey olduğunda, biri yanıt veriyor; duygularım önemli” mesajını alır.
İlk Yıllarda Güvenli Bağlanmanın Rolü
Bağlanma teorisi ve sonraki araştırmalar, bebeklerin ihtiyaçlarının, hem fiziksel hem de duygusal olarak nasıl karşılandığına bağlı olarak dünyayı ve kendilerini nasıl algıladıklarını göstermiştir. Ağlama, tam olarak bu iletişim araçlarından biridir.
Ağlama, duyarlı bir yanıt bulduğunda —bu, kucaklama, nazik kelimelerle sakinleştirme veya sadece yakın olma şeklinde olabilir— çocuk, rahatsızlıkla yalnız olmadığını öğrenir. Bu eşlik hissi, güvenli bir bağlanmanın ortaya çıkmasını destekler; bu da yetişkinlikte duyguları yönetme, sağlıklı ilişkiler kurma ve stresi başa çıkma yeteneği ile ilişkilidir.
Öte yandan, bebek sürekli ağladığında kimse yanına gelmiyorsa veya “öğrensin” diye bilerek ağlamasına izin veriliyorsa, yalnızlık ve çaresizlik hissi yerleşebilir. Zamanla bazı çocuklar rahatsızlıklarını ifade etmeyi bırakabilir, ancak bu, sakin hissettikleri için değil, sinyallerinin yanıt almadığını içselleştirdikleri için olur.
Birçok uzman, bu durumu ağlamanın “alarmını kapatmak” ile karşılaştırmaktadır: çocuk, teslimiyet nedeniyle sessizleşir, huzur nedeniyle değil. Bu bağlamda, birçok çocuk psikolojisi uzmanı, sistematik olarak ağlatmanın duygusal gelişime saygısız olduğunu düşünmektedir.
Bu, her seferinde mükemmel bir şekilde yanıt vermek gerektiği anlamına gelmez. Uzmanlar, ilişkinin genel eğiliminin belirleyici olduğunu hatırlatır: Bir bebek, ideal ebeveynlere değil, çoğu zaman mevcut olan ve ne olduğunu anlamaya çalışan figürlere ihtiyaç duyar.
Ferber ve Estivill Yöntemleri Üzerine Eleştiriler
Ağlatma yöntemleri arasında en çok bilinen iki yaklaşım Ferber yöntemi ve İspanyolca uyarlaması olan Estivill yöntemidir. Her ikisi de çocukların birkaç gün içinde yalnız uyumayı öğrenmeleri için formüller olarak popülerleşmiştir; bu, uykusuz gecelerden bunalmış aileler için oldukça cazip bir seçenektir.
1980'lerde Amerikalı pediatrist Richard Ferber tarafından oluşturulan Ferber yöntemi, bebeği beşiğine bırakmayı ve giderek daha uzun aralıklarla yanına gitmeyi önerir. Ziyaretler arasında bebek ağlayabilir, fakat kucaklanmadan, kendi başına uykuya dalması beklenir.
İspanya'da pediatrist Eduard Estivill, bu yaklaşımı uyarlamış ve “Duérmete, niño” adlı kitabı aracılığıyla yaymıştır. Estivill yöntemi, odaya girmeden önce çocuğun ağlamasına izin verilmesi gereken belirli süreleri içeren bir tablo sunar; minimum temas sağlanır ve kucaklama yapılmaz.
Destekçileri, birçok durumda bebeklerin birkaç gün içinde yalnız uyumaya başladığını ve bunun tüm aile için daha öngörülebilir bir dinlenme sağladığını vurgulamaktadır. Ancak son yıllarda, çocuk psikolojisi ve nörobilim alanında birçok eleştirel ses yükselmiştir; bu sesler, bu tür prosedürlerin duygusal maliyetine dikkat çekmektedir.
Uzmanlar, kısa vadede bu yöntemin uyku açısından “işe yarayabileceğini”, ancak bunun bedelinin bazı çocuklarda terk edilme hissi ve artan kaygı veya güvensizlik olabileceğini belirtmektedir; özellikle de katı bir şekilde ve bebeğin temperamenti ve ihtiyaçları göz önüne alınmadan uygulandığında.
“Bir Bebek Manipüle Edemez”: Ebeveynlik Psikolojisinin Görüşü
İspanyolca konuşan ülkelerde, ebeveynlik üzerine uzmanlaşmış psikologlar, bebeklerin ağlatılmasına dair birçok mesajın, onların beyin gelişimi hakkında yanlış anlamalardan kaynaklandığını vurgulamaktadır. Rafa Guerrero gibi uzmanlar, küçük bir bebeğin manipüle etme kapasitesine sahip olmadığını hatırlatmaktadır.
Yalan söyleme, plan yapma veya başkalarının yerine geçme yeteneği —zihin teorisi olarak bilinir— ancak dört yaşından itibaren ortaya çıkmaya başlar. Bu yaştan önce, özellikle de yaşamın ilk yılında, çocuk “seni kucaklamak için tüm gün” planı yapamaz. Sadece rahatsızlık hisseder (açlık, soğuk, korku, temas ihtiyacı) ve bunu tek bildiği şekilde ifade eder: ağlayarak.
Bu bakış açısıyla, “seni kandırıyor” veya “dikkatini çekmek için ağlıyor” gibi ifadeler, bazı uzmanların sözleriyle, beyin gelişimi açısından bir çarpıklık olarak değerlendirilmektedir. Yetişkinin kapris olarak yorumladığı şey, aslında duygusal ve fiziksel düzenleme ihtiyacının meşru bir ifadesidir.
Psikologlar, ilk yıllarda çocuğun ihtiyaçlarının, yetişkinin konforundan daha ağır basması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu, yorgunluğu veya ebeveynliğin gerçek zorluklarını inkar etmek anlamına gelmez, ancak bebek ağlamasını düzeltilecek bir rahatsızlık olarak görmek yerine, anlaşılması gereken bir işaret olarak değerlendirmeyi gerektirir.
Bu doğrultuda, birçok uzman, sistematik olarak ağlatmanın “çocuğu sertleştirmek” amacıyla yapılmasının, sağlıklı bir beyin ve sağlam bir özsaygının nasıl inşa edildiği hakkında bildiklerimizle çeliştiğini düşünmektedir.
Anne-Babaların Dinlenmesi ve Bebeklerin İhtiyaçları Arasında Denge
Küçük bir bebeğin ebeveyni olmak, genellikle kesintili geceler, az uyku ve bunaltıcı bir yorgunluk anlamına gelir. Birçok uzman, bu rahatsızlığı kabul etmekte ve yetişkin dinlenmesinin de göz ardı edilmemesi gereken bir sağlık faktörü olduğunu vurgulamaktadır.
Çatışma, uyku saatlerini geri kazanmak için bebek ağlamasını görmezden gelen yöntemlere başvurulduğunda ortaya çıkar. Kısa vadede “işe yarıyor” gibi görünebilir, ancak orta ve uzun vadede araştırmalar, duygusal maliyetin yüksek olabileceğini, hem bebek hem de bağ için.
Çocuk ruh sağlığı uzmanları, ara çözümler aramanın mümkün olduğunu öne sürmektedir: öngörülebilir rutinler oluşturmak, erken çocukluk döneminde uyku beklentilerini ayarlamak, aile veya profesyonel destek istemek, ebeveynler arasında geceleri paylaşmak veya bebeği yalnız bırakmadan uykuya geçiş yöntemlerini keşfetmek.
Bu noktada, birçok psikolog, Estivill veya Ferber gibi yöntemleri uygulayan ailelerin suçlu olarak görülmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Birçok durumda, bu aileler, bu yaklaşımların en uygun olduğuna inanılan bağlamlarda güncel olmayan önerilerin kurbanı olmuşlardır.
Avrupa ülkelerinde yaşanan bakış açısı değişikliği, bu tavsiyeleri takip edenleri parmakla göstermeyi değil, ebeveynlik uygulamalarını, beyin gelişimi ve bağlanma hakkında bildiklerimiz ışığında güncellemeyi amaçlamaktadır.
İspanya ve Diğer Ülkelerde Neden Tartışma Devam Ediyor?
Biriken kanıtlara rağmen, “ağlatma” yöntemi, İspanya, Meksika, Amerika Birleşik Devletleri ve birçok Latin Amerika ülkesindeki kitaplarda, ebeveynlik forumlarında ve bazı sağlık ortamlarında hâlâ mevcuttur. Birçok durumda, bağımsızlığın çok erken yaşta teşvik edilmesi gerektiği düşüncesine dayanarak, bebek sinyallerinin göz ardı edilmesi gerektiği savunulmaktadır.
Bu yaklaşım, daha eski ebeveynlik modelleriyle bağlantılıdır; burada katı disiplin değerlidir ve ağlama, zayıflık veya kötü alışkanlık belirtisi olarak görülmektedir. Ancak, nörobilim ve gelişim psikolojisi alanında ilerlemeler kaydedildikçe, bu kavramsal çerçeve geçerliliğini yitirmiştir, ancak kültürel olarak hâlâ etkili olmaktadır.
Danimarka'nın kararı, diğer sağlık sistemleri için rahatsız edici bir ayna işlevi görmektedir: alışkanlık nedeniyle hangi uygulamaları önerdiğimizi ve bunların bilimsel destekten ne kadar uzak olduğunu sorgulamaya zorlamaktadır. Avrupa'da, giderek daha fazla perinatal psikoloji ve pediatri uzmanı, resmi kılavuzları güncel bilimle uyumlu hale getirmeyi, güvenli bağlanmayı ve duygusal refahı önceliklendirmeyi savunmaktadır.
İspanya'da, sosyal medya ve uzmanlaşmış medya kanallarında tartışma özellikle yoğundur; burada bu yöntemlerle uyku sorununa çözüm bulduklarını savunan ailelerin ifadeleri ile daha iyi bilgi edindikten sonra, çocuklarını ağlatmanın yanlış olduğunu düşünen ebeveynlerin hikayeleri bir arada bulunmaktadır.
Bu kutuplaşma karşısında, uzmanlar, siyah-beyaz düşünceden uzaklaşmayı ve karşılaştırmalı bilgiye odaklanmayı önermektedir; hem alarmizmi hem de bu uygulamaların duygusal etkisini basitleştirmekten kaçınarak.
Ağlamayı Dikkate Almak: Duygusal Sağlık İçin Yatırım, Aşırı Koruma Değil
En son çalışmalara göre, bir bebeği kucaklamak veya ağladığında yanına gitmek, “kötü şımarıklık” yaratacağı fikri bilimsel bir temelden yoksundur. Veriler, tutarlı bir şekilde karşılanan çocukların zamanla daha fazla özerklik ve daha iyi duygusal düzenleme geliştirdiğini göstermektedir; çünkü bu, güvenli bir temelden başlamaktadır.
Ağlamaya yanıt vermek, rutinlerden veya sınırlardan vazgeçmek anlamına gelmez. Aksine, bu rutinler, çocuğun olgunlaşma ritmini ve rahatsızlığı yönetme kapasitesini dikkate alarak düzenlenir. Çocuğun beyni henüz hazır olmadığı bir bağımsızlığı zorlamak, hem bebek hem de yetişkinler için gereksiz strese yol açar.
Saygılı ebeveynlik uzmanları, duygusal güvenliğin başlangıç noktası olduğunu, hedef olmadığını vurgulamaktadır. Bir çocuk, ilk yıllarında bakım verenlerinin öngörülebilir bir şekilde mevcut olduğunu deneyimlediyse, daha sonra keşfetmek, yalnız uyumak veya onlardan uzak zaman geçirmek çok daha kolaydır.
Geçici bir moda olmaktan uzak olan bu yaklaşım, bağlanma, dayanıklılık ve zihinsel sağlık üzerine on yıllar süren araştırmalara dayanmaktadır. Danimarka gibi ülkelerin “ağlatma” yöntemini resmi olarak terk etme kararı, kamu politikalarının bu bilgiyi toplamaya başladığının bir işareti olarak yorumlanmaktadır.
Gece ağlaması karşısında ne yapılacağı konusunda Avrupa ve İspanya'daki aileler için bilim camiasının verdiği mesaj net: yanıt vermek, teselli etmek ve eşlik etmek bir zayıflık ya da kapris değil, çocuklarının duygusal refahı için uzun vadeli bir yatırımdır.
Bebeklerin ağlatılmasının uygun olup olmadığı tartışması, basit bir görüş çatışmasından çok daha fazlasıdır: gelişen beyin, bağlanma ve stres düzenlemesi hakkında bildiklerimize dayanmaktadır. Bazı Avrupa ülkeleri resmi tavsiyelerini bu yöntemleri tavsiye etmeyecek şekilde ayarlamaya başlamışken, İspanya gibi yerlerde tartışma devam etmekte ve köklü inançların gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Psikologlar ve çocuk sağlığı uzmanları arasında giderek artan bir konsensüs, sistematik olarak ağlamayı görmezden gelmenin birkaç gün daha sakin bir ortam karşılığında duygusal açıdan pahalıya mal olabileceği, oysa bu ağlamayı dikkate almanın, tüm karmaşıklıkları ve zorluklarıyla birlikte, ailelerin yapabileceği en iyi zihinsel sağlık ve gelecekteki refah yatırımlarından biri olarak öne çıktığını göstermektedir.
Yorumlar
(1 Yorum)