Genel olarak, çocuğunuzun yürüyüş biçiminde sizi rahatsız eden bir şey varsa (örneğin, bir ayağı çok içe veya dışa dönüyorsa ya da sık sık topallıyorsa), bir kontrol isteğinde bulunmakta fayda var. Erken bir değerlendirme, olası zorlukların tespit edilmesini ve ele alınmasını kolaylaştırabilir ve bu zorlukların yürüyüş alışkanlığı haline gelmeden önce müdahale edilmesini sağlar.
Yürümeyi Öğretirken Yapılan Yaygın Hatalar (ve Neden Kaçınılması Gerektiği)
Yardım etme çabasıyla, birçok aile, günümüzdeki kanıtların önerdiği uygulamalardan uzaklaşan yaygın yöntemlere başvuruyor. Aşağıda, kaçınılması gereken uygulamaları ve bunların nedenlerini, çocuk podologları, pediatristler ve motor gelişim uzmanlarıyla birlikte ele alıyoruz.
Bebeği zamanından önce ayakta durmaya zorlamamak, en önemli anahtarlarından biridir. Ayakta durmak, gövde, kalça ve bacak kaslarının vücut ağırlığını destekleyecek şekilde hazırlanmasını gerektirir. Eğer onu koltuk altlarından tutar veya henüz bu aşamaya ulaşmadan bacaklarını sert bir şekilde “diker”sek, onu hazır olmadığı bir pozisyona sokmuş oluruz.
10 aydan önce, çoğu bebek henüz dengeli bir şekilde ayakta duramaz. Zorlamak, onların kolayca dengesini kaybetmesine, düşmesine ve korkmasına neden olabilir; bu da dik duruşu güvensizlik veya korku ile ilişkilendirmelerine yol açar. Ayrıca, biz onu yerden kaldırdığımızda, vücut, yatay pozisyondan dik pozisyona geçişin tam hareket dizisini öğrenme fırsatını bulamaz.
Bir diğer yaygın uygulama, bebeği ellerinden yukarı kaldırarak adım atmasını sağlamaktır. Bu, nesilden nesile aktarılan en yaygın hareketlerden biridir çünkü çocuk mutlu görünür ve yetişkinler onu “eğitiyor” gibi hisseder. Ancak, çocuk podologları ve pediatristler, bunun yürümeyi öğrenme sürecine uygun bir yaklaşım olmadığında hemfikirdir.
Çocuğu ellerinden tutarken, yükseklik farkı nedeniyle, küçük beden öne doğru eğilmek zorunda kalır ve ağırlığını doğal olmayan bir şekilde destekler. Bu, onun parmak uçlarıyla yürümesine neden olabilir veya ayak tabanının tamamını yere temas ettirmeyi öğrenememesine yol açar. Uzun vadede, ideal olmayan bir yürüyüş alışkanlığı gelişir.
Ayrıca, eklemleri hazır olmadan dik pozisyona sokmak, ayak, bacak ve sırtı aşırı yüklenmesine neden olabilir. Uzmanlar, bunun uzuvların hizalanmasında değişikliklere ve kas rahatsızlıklarına yol açabileceğini belirtmektedir. Daha da kötüsü, çocuk yürümek için yetişkine bağımlı hale gelir ve kendi başına denemekten kaçınır.
Aynı zamanda, ebeveynler üzerinde de etkisi vardır: uzun süre eğilerek veya çocuğu ellerinden tutarak beklemek, birçok yetişkinde önemli sırt ağrılarına yol açar. Bu, aslında çocuğun kendi başına öğrenebileceği bir şey için sürekli bir çaba gerektirir.
Bu hareketle bağlantılı bir hata, bebeğin bacaklarını büküp uzatması durumunda, onun yürümek “istediğini” düşünmek ve onu adım atması için desteklemektir. Bu hareket, motor gelişiminin bir parçasıdır, ancak yürümeye hazır olduğu anlamına gelmez. Genelde, çocuklar 12 ile 18 ay arasında kendi başlarına yürümeye başlarlar; bu, vücutlarının gerekli güç ve kontrolü kazandığı zamandır.
Diğer yandan, çocuğunuzu diğer çocuklarla sürekli karşılaştırmak gereksiz bir baskı kaynağıdır. “Arkadaşımın çocuğu 11 aylıkken yürüyordu” veya “kuzenin bu yaşta koşuyordu” gibi ifadeler, yetişkinlerde kaygı yaratır ve bu kaygı, çocuğa da yansır; çocuk, “başarısız” olduğunu algılar. Sağlıklı olan, her çocuğun kendi olgunlaşma hızında ilerlediğini ve aylar arasındaki farklılıkların normal olduğunu akılda tutmaktır.
Ayrıca, her düşüşte aşırı korku veya dramatik bir tepki vermekten kaçınmak da önemlidir. Bebeğin her düştüğünde çığlıklar, korku ifadeleri veya kaygı gösterilmesi durumunda, yürümeyi tehlikeli olarak algılayabilir ve kendine olan güvenini kaybedebilir. Daha iyi olan, yanına yaklaşmak, iyi olduğunu kontrol etmek, gerekirse teselli etmek ve sakin bir şekilde kalkması için onu cesaretlendirmektir.
Neden Yürüyüş Arabaları, Yürüyüş Tekerlekleri ve Koşu Arabaları Tavsiye Edilmez?
Yıllar boyunca, birçok evde yürüyüş arabaları veya yürüyüş tekerlekleri, “yürümeyi öğrenmeye yardımcı oldukları” ve ayrıca eğlendirdikleri düşüncesiyle kullanıldı. Ancak, birikmiş kanıtlar ve pediatristlerin ile çocuk podologlarının klinik deneyimleri, tam tersine işaret ediyor: doğal yürümeyi desteklemiyorlar ve sorunlara yol açabiliyorlar.
Bu tür cihazlarda, çocuk, ayak parmaklarıyla iterek hareket etmesine izin veren tekerlekli bir yapının içine yerleştirilir; bu esnada gövde sabit kalır ve destek tabanı öne geçer. Bu, çocuğun kendi ağırlığını düzgün bir şekilde desteklemesini veya yürürken kalça ve gövdeyi dengelemek için öğrenmesini engeller.
Sonuç olarak, bebek, ayaklarıyla iterek öne doğru bir harekete alışır ve bacaklarının altındaki destekleri iyi bir şekilde entegre edemez. Bu, kendi başına yürümeyi öğrenmesini geciktirebilir ve yürümeye başladığında, denge ve koordinasyonu optimal bir şekilde geliştirmemiş olabilir. Hatta bazı ülkelerde yürüyüş arabaları pediatri dernekleri tarafından kesinlikle önerilmemektedir.
Güvenlik faktörü de ekleniyor: yürüyüş arabaları, merdivenlerden düşme, mobilyalara çarpma veya tehlikeli nesnelere daha kolay erişim ile ilişkilendirilmektedir; çünkü çocuklara, henüz yeterli yargıya sahip olmadıkları bir hareketlilik sunar. “Gözetim altında” kullanılsa bile, kazalar saniyeler içinde gerçekleşebilir.
Çocukların elleriyle iterek destekledikleri koşu arabaları daha masum görünebilir, ancak çok erken kullanıldıklarında beden pozisyonunu da değiştirebilir. İttikleri zaman, küçük öne doğru eğilir ve destek tabanını öne alır; yine, ağırlığını dengeli bir yürüyüş alışkanlığı geliştirecek şekilde desteklemeyi bırakır. Bu nedenle, uzmanlar, çocuğun sağlam bir şekilde yürümeye başladığı zamana kadar bu tür araçların kullanımını sınırlamayı veya ertelemeyi önermektedir.
İlk Adımları İyi Bir Şekilde Desteklemek
“Yürümeyi öğretmek” yerine, anahtar, çocuğa eşlik etmektir. Bu, çocuğun ritmine saygı göstermek, hareket etmeye teşvik eden bir ortam sunmak ve ihtiyaç duyduğunda duygusal ve fiziksel destek sağlamak anlamına gelir; ancak başarılarını yönlendirmeden veya hızlandırmadan.
Bebek, mobilyalara tutunarak ayakta durmaya başladığında (bu genellikle 8-10 ay civarında gerçekleşir), evi farklı bir gözle gözden geçirmek için bir fırsat doğar. Tehlikeli olabilecek köşeleri korumak, üzerine düşebilecek dengesiz nesneleri kaldırmak, prizleri ve kabloları güvenli hale getirmek ve genel olarak çevreyi keşfetmek için güvenli bir yer haline getirmek önemlidir.
Ancak, güvenlik, evdeki her engeli ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Birkaç yumuşak yükseklik farkı, yerde oyuncaklar veya düşük yükseklikte sağlam mobilyalar, çocuğun nasıl dolaşacağını, kaçınacağını, yükseleceğini ve ineceğini pratik etmesine olanak tanır. Bu küçük zorluklarla başa çıkmak, onun koordinasyon, güç ve kendi yeteneklerine güven kazanmasına yardımcı olur.
Artık kendi başına ayakta durmayı başardığında, “sıkışabilir” ve nasıl oturacağını bilemeyebilir, bu durumda yardım istemek için ağlayabilir veya seslenebilir. Bu durumlarda, ona sakin bir şekilde dizlerini bükerek yavaşça yere düşmeyi gösterirsek, yere çarpmadan ulaşabileceğini öğrenmesine yardımcı oluruz. Bu hareketi yanındayken tekrarlamak ve vücudunu hafifçe yönlendirmek, durumu kendi başına çözmeyi öğrenmesini teşvik eder.
Ayrıca, kesintisiz oyun oynaması için ona zaman vermek de çok yardımcı olur. Yetişkinin var olduğu ancak yönlendirmediği bağımsız oyun, çocuğun kendi hızında deneyimlemesine olanak tanır. Sürekli eğlenceye veya birinin onu oradan oraya hareket ettirmesine ihtiyacı yoktur; vücudunu ve çevresini keşfetmek, onun için zaten büyük bir iştir.
Son olarak, dikkatli olmak önemlidir; çünkü yürümeye başlamak, ev kazalarının en fazla yaşandığı aşamalardan biridir. Çocuğu açık tehlikelerin olduğu yerlerde (mutfak, balkon, merdiven) gözetimsiz bırakmamak gerekir; ancak ona, gözümüzün üzerinde olduğu bir ortamda denemesi için alan verebiliriz; sadece gerçekten ihtiyaç duyulduğunda müdahale etmeye hazır olmalıyız.
Ayakkabı, Çıplak Ayak Yürümek ve Yüzey Türü
Ayakkabılarla ilgili birçok soru var. Çocuk podologları uzmanlarının genel önerisi oldukça açıktır: Bebek ne kadar uzun süre çıplak ayak yürüyebilirse, o kadar iyidir; tabii ki zemin güvenli olmalı ve kesik, çivi veya keskin nesne riski olmamalıdır.
Çıplak ayak yürümek, parmakların açılmasına, ayak kemerinin doğal olarak oluşmasına ve tüm ayağın yüzey hakkında dokunsal bilgi almasına olanak tanır. Bu, propriosepsiyonu destekler; yani, vücudun parçalarının pozisyonunu ve hareketini hissetme yeteneğini. Düz zeminler, sağlam halılar, çim veya kum gibi çeşitli yüzeyler farklı hisler sunar ve dengeyi geliştirmeye yardımcı olur.
Çocuk dışarı çıktığında ve ayakkabıya ihtiyacı olduğunda, ideal olan, çok esnek, geniş kalıplı ve kaymaz tabanlı bir ayakkabı seçmektir. Sert olmalarına veya bileklerde aşırı desteklere ihtiyaç yoktur: aksine, ayakların serbestçe hareket etmesine izin vermeleri tercih edilir. Numara kontrolü için, uçta küçük bir boşluk kalıp kalmadığına ve topuğun oynamadığına bakmak yardımcı olabilir; bazı uzmanlar, topuk bölgesinde ince bir parmağın kolayca girebileceğini önermektedir.
Çok kaygan zeminler (örneğin, bazı cilalı karolar) öğrenmeyi zorlaştırabilir; çünkü çocuk kayıyormuş gibi hisseder ve kaslarını daha fazla gererek tepki verir. Eğer evdeki zemin bu türse, kaymaz çoraplar veya daha iyi tutuş sağlayan sağlam halılar kullanılabilir; ancak aşırı yastıklamadan kaçınmak gerekir: aşırı yumuşak yüzeyler, ayağın içine gömülmesine ve dengenin zorlaşmasına neden olur.
Duygusal Boyutlar: Güven, Özsaygı ve Oyun
Yürümeyi öğrenmek sadece fiziksel bir başarı değildir; aynı zamanda özerklik için büyük bir adımdır. Bebek her seferinde birkaç metre uzaklaşırken, kendi başına ayakta dururken veya bir engeli aşarken, kendisini yeterli biri olarak inşa eder. Bu nedenle, bu süreçte saygı duyulması, desteklenmesi ve yargılanmaması çok önemlidir.
Sürekli müdahale edersek, her şeyde elinden tutarsak, oturtursak veya onu ayakta tutarsak, ilerlemelerinin bir kısmını çalmak riski taşırız. Bir çocuk kendi başına ayakta durabileceğini, adım atabileceğini ve istediği yere ulaşabileceğini keşfettiğinde, içsel his çok farklıdır; “artık anne veya babam beni tutmadan bunu yapabiliyorum” hissinden daha farklıdır. Bu, doğrudan deneyimden doğan bir güven duygusudur, bağımlılıktan değil.
Ayrıca, zaman konusundaki tutumumuz da etkilidir. Sosyal olarak, her zaman “sonraki” için acele ediyoruz gibi görünmektedir: “Artık oturuyor mu?”, “Artık emekliyor mu?”, “Artık yürüyebiliyor mu?”, “Artık konuşabiliyor mu?”… Bu dış baskı, birçok yetişkini aşamaları hızlandırmaya yönlendirebilir; oysa çocuk, her an yaptığı şeyden keyif almamız gerektiğini hissetmektedir, olayları öne almadan.
Diğer yandan, spontane ve yönlendirilmemiş oyun büyük bir müttefiktir. Masanın altından emeklemek, bir yastığın üstüne çıkıp inmek, bir topu kovalamak veya bir şarkının ritmine dans etmek, “resmi egzersiz” içermeyen aktiviteler olsa da, denge, koordinasyon ve güç kazandırır. Karmaşık seanslar düzenlemeye gerek yoktur: yeter ki fırsatlar sunalım ve bu anları paylaşmak için hazır olalım.
Çevre güvenli olduğunda ve yetişkin kendine güvendiğinde, çocuk daha fazla denemeye cesaret eder. Bir şey ters giderse, yakınında onu teselli edecek birinin olduğunu bilir; ancak aynı zamanda inisiyatifinin değerli olduğunu da hisseder. Bu destek ve özgürlük kombinasyonu, sağlıklı bir motor ve duygusal gelişim için en önemli hediyelerden biridir.
Genel olarak, bebeğin ritmine saygı göstermek, yanlış yapılandırılmış yardımlardan kaçınmak (ellerinden tutmak veya yürüyüş arabaları kullanmak gibi), ona yerde bolca oyun fırsatı sunmak ve güvenli ama küçük zorluklar içeren bir ortam sağlamak, yürüyüşün daha uyumlu bir şekilde gelişmesini sağlar. Bu sayede, sadece daha sağlıklı bir yürüyüş alışkanlığı kazanmakla kalmaz, aynı zamanda kendine güven, özsaygı ve kendi başına dünyayı keşfetme zevki de kazanır.
Yorumlar
(3 Yorum)